4/6/2008 · Kategori: Guncel Yasam

SEVİNÇLERİ ERTELEME

http://image.haber3.com/haber/67750.jpg
· Sevinçlerini erteleme.
· Kaybedecek şeyleri olmayan insanlardan kork.
· Çocukların, adalet sözcüğünü duyduğunda seni hatırlasınlar.
· Kendini ve başkalarını bağışlamasını bil.
· Biri seni kucakladığında ilk bırakan sen olma.
· Her gün altı bardak suyunu içmeyi unutma.
· İyi bir evliliğin iki şeye bağlı olduğunu sakın unutma.     Birincisi; doğru insanı bulmak, ikincisi; doğru insan olmak.
· Cesaretli ol. Hayatına geri baktığın zaman yaptıkların için değil yapmadıkların için üzüleceksin.
· İyilik dolu bir sözü ve iyiliğin etkisini asla küçümseme. · "Teşekkür ederim" ve "Lütfen"i çok kullan.
· Bir mesleğin hilelerini öğrenmek yerine o mesleği iyi öğren.
· Nasıl bir duygu olduğunu öğrenmek için 24 saat kimseyi ve hiçbir şeyi eleştirme.
· Güç, sahip olduğun mallarla ilgili değildir. Unutma!
· Başkalarını suçlamak yerine sorumluluk al.
· Sadece gözden çıkardığın kitapları ödünç ver.
· Çocuklarla oyun oynarken kazanmalarına izin ver.
· Olumsuz insanlardan uzak dur.
· Eskiyebilirsin, bu doğaldır. Ama, sakın köhneleşme ve paslanma.
· Eğer hayatında hiç başarısızlık yoksa, hiç risk almıyorsun demektir.
· İyi bir arkadaş senin kendine verebileceğin en değerli hediyedir.
· Kaplumbağa başını çıkarıp önünü görmeden ilerleyemez. Kaplumbağayı küçümseme.
·  Ödünç aldığın otomobili, benzin deposu dolu olarak iade et. · Unut ve affet…
· Mutluluk arayan kadın, boynundaki elmasından çok masadaki güllere bakar.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

4/6/2008 · Kategori: Guncel Yasam

HUZUR İÇİN KÜÇÜK SIRLAR


HUZUR İÇİN KÜÇÜK SIRLAR

·  Ufak şeyleri dert etmeyin!

·  Erkenden kalkmaya alışın!

·  Hayatı olduğu gibi kabul edin!

·  Tenkit etme isteğinizi bastırın!

·  Bırakın ara sıra canınız sıkılsın!

·  Rastgele iyilikler yapmaya çalışın!

·  Başkalarını suçlamayı artık bırakın!

·  Her şeye hâkim olmaya çalışmayın!

·  Kusursuz olamayacağınızı kabullenin!

·  Sabrınızı geliştirme egzersizleri yapın!

·  Her an bir şeyler öğrenmeye açık olun!

·  Konuşmadan önce derin bir soluk alın!

·  İnsanların gözlerine bakın ve gülümseyin!

·  Bırakın, çoğu zaman başkaları haklı olsun!

·  Aynı anda birkaç şey yapmaya kalkmayın!

·  Beterin beteri vardır, her hâlinize şükredin!

·  Olağan şeylerdeki olağanüstünlüğü arayın!

·  Bugününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın!

·  Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın!

·  Yaptığınız iyiliklerden bahsetmemeye çalışın!

·  Bulunduğunuz durumda mutlu olmaya çalışın!

·  Öfkeniz kabarmaya başlayınca 10'a kadar sayın!

·  Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün!

·  Başka fikirlerde biraz olsun doğruluk payı arayın!

·  Her gün biraz vaktinizi, minnettarlık için harcayın!

·  Gördüğünüz her şeyde Yaradanın izini unutmayın!

·  Hizmeti, hayatın değişmez bir parçası hâline getirin!

·  İnatla savunduğunuz iddiaları yumuşatmaya çalışın!

·  Kimsenin sözünü kesmeyin, cümlesini siz bitirmeyin!

·  Sahip olmak istediğinizi değil, elde ettiğinizi düşünün!

·  Daha fazlası daha iyidir, diye düşünmekten vazgeçin!

·  Herkesin farklı olabileceğini anlayın ve saygı gösterin!

·  Unutmayın ki, insan edindiği huylardan meydana gelir!

·  Sevgi kapasitenizi geliştirip, hayatınızı sevgi ile doldurun!

·  Gerçeği olduğu gibi kabul edin, çünkü hayat âdil değildir!

·  Ölünce, yapılacak işler listesinin dolu olacağını unutmayın!

·  Unutmayın, 100 yıl sonra burada bambaşka insanlar olacak!

·  Olumlu ve olumsuz düşünce kartopunun çığ gibi büyüyeceğini

   ve ilerde dağ gibi meseleler çıkaracağını göz önüne alın!

 

 ALINTI

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

2/6/2008 · Kategori: Guncel Yasam

DUANIN GÜCÜ

DUANIN AĞIRLIĞI
         Fatma Kamil isimli çok fakir giyimli bir kadın yüzünde bir hüzünle bir  manava girer. Dükkan sahibine mahcup bir şekilde yaklaşır.
          -Kocam çok hasta.Çalışamaz duruma düştü . Üç çocuğum ile birlikte aç kaldık. Yiyeceğe ihtiyacımız var,der.

           Nekbet Abus isimli manav ona ters bir şekilde bakarak:
- Derhal dükkanımı terket!..der.

          Kadın ailesinin ihtiyaçlarını düşünerek, 

 -Lütfen beyefendi. Paramız olur olmaz getirip borcumu ödeyeceğim.

 Nekbet kendisine bir kredi açamıyacağını çünkü onun eski bir müşterisi  olmadığını, kendisinde bir hesabının bulunmadığını söyler. O sırada dükkanın dışında bekleyen bir müşteri ikisinin arasında devam  eden bu konuşmayı dinlemektedir.  İçeri girerek manava yaklaşır ve:
 -Ben o kadının almak istediklerine kefilim . Ailesinin ihtiyacı olan  şeyleri ona ver.

 Bunun üzerine manav çok isteksiz bir şekilde kadına döner; 
-Bir alış veriş listen varmıydı,diye sorar.
 Fatma;
 - 'Evet efendim ' der.

 -' Tamam ' der manav.

 -Şimdi onu terazinin şu kefesine koy.Onun ağırlığınca diğer kefeye  istediklerinden koyacağım.!
> Fatma bir an duraksar, sonra başını önüne eğer ve çantasını açarak  üzerine bir şeyler karalanmış bir kağıt parçasını çıkartır ve manavın  kendisine gösterdiği kefeye özenle bırakırken başı hala öne eğiktir.

 Manavın ve diğer müşterinin gözleri terazinin kefesine dikilirken  hayretle büyümüştür.
 Manav müşteriye dönerek , kısık bir sesle,

 '- İnanamıyorum.' der. inanılacak gibi değildir.

 Müşteri manava gülerken manav çoktan diğer kefeye eline geçeni  doldurmaya başlamıştır ama nafile, diğer kefeyi yerinden bile kıpırdatamamıştır.  Terazinin kefesi artık üzerindekileri almayacak kadar doldurduğunda  çaresiz hepsini bir torbaya doldurarak kadına verir. Şaşkınlıkla üzerinde bir şeyler çiziktirilmis kağıdı eline alır ve okur.  Bir de bakar ki orda bir alış veriş listesi yoktur.
Sadece bir dua yazılıdır.

 -'Allah'ım neye ihtiyacım olduğunu sen bilirsin, Kendimi senin ellerine teslim ediyorum.'

 Manav taş gibi bir sessizliğe bürünmüştür.  Fatma Kamil kendisine teşekkür ederek dükkandan ayrılır.  Müşteri, Nekbet Abus adlı manavın eline bir yüz ytl tutuştururken;

 -Her kurusuna değdi, der.
 Daha sonra manav terazisinin kefelerinin kırılmış olduğunu görür.  Bu nedenle duanın ne kadar ağır çektiğini sadece Allah bilir.
 Dua bizim için hiçbir maliyeti olmayan bedava bir hediyedir.
 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

2/6/2008 · Kategori: Guncel Yasam

STRESE GİRENİN İMANINDAN ŞÜPHE EDERİM!-SAİT ÇAMLICA'DAN

Strese girenin imanından şüphe ederim!

          
'Az' konuşan fakat 'öz' konuşan büyükler vardır. Babam da bunlardan biridir. Çok sık bir arada olamadığımız için benim için bu 'öz' konuşmalar daha kısa olur. Birkaç yıl önce öyle bir laf söyledi ki sustum kaldım. Uzun süre kafamın içinde dolandı söylediği cümle.
'Strese girenin imanından şüphe ederim!' demişti babam.
Stresle ilgili kitaplar okuyan, zaman zaman 'stresle mücadele' konusunda seminerler veren biri olarak, cümleyi çok ağır bulmuş olsam bile, kafamın içinde cümle dönüp durdu uzun zaman. Yaşadığımız yüzyılın en önemli problemlerinden biri olan stres hakkında bu kadar
kesin ve keskin bir ifade duymamıştım.
Geçen yıl memlekette bir arkadaşla otururken hayatın sıkıntıları ve zorlukları konuşulmaya başlanınca bende kendisine stres ve stresle mücadele hakkında bildiklerimi anlatmaya başladım. Arkadaşım da benimle birikimlerini paylaşıyordu. Bir ara babamın söylediği 'Strese girenin imanından şüphe ederim!' lafını attım ortaya. Arkadaşım 'doğru bir cümle' dedi. 'Hatta bir insan stres yüzünden hasta olursa Allah o insana bunun hesabını bile sorar' dedi.

* * * * * * * * *

Stres, halkın bildiği ve kullandığı anlamıyla, sıkıntıları kafaya takmak demektir. Sıkıntılar insanı mutsuz ediyor. Mutsuzluk insanı hasta ediyor.
Kimisi hastalıklarla mücadele etmekten yoruluyor. Mutsuz ve hasta oluyor.

Kimisi ailesiyle problemler yaşamaktan bunalıyor.
Kimisi çocuklarıyla baş edememenin sıkıntısını yaşıyor.
Kimisi maddi sıkıntılarla boğuşuyor.
Kimisi çevresindekilerin kendisini anlamadığından dert yanıyor.
Kimisi bir sevdiğini toprağa verince hayata küsüyor.
Hayatta insanı strese sokan o kadar çok şey var ki. Herkes kendisine dert edecek bir sıkıntı bulabilir.
Stresle iman arasında bir bağlantı var mı dersiniz?
Sıkıntılarla dolu bir hayat denilince benim aklıma hep Peygamberler geliyor. Allah Peygamberlerin kıssalarını ayrıntılarıyla bize niçin aktarıyor dersiniz? Okuyup, ibret almamız için değil mi?
Peygamberlerin hayatlarından yola çıkarak bazı sorular sormak istiyorum.
Hz. Eyyüb'ü hastalıkla imtihan eden Allah, bizi de aynı imtihana tabi tutma hakkına sahip değil mi?
Hastalığı kafaya takıp bunalıma giren insan 'Allah'ım beni niçin hastalıkla imtihan ediyorsunuz ki?' demiş olmuyor mu?
Hz. Nuh'u oğluyla imtihan eden Allah, sizi evlatlarınızla imtihan edemez mi?
Hz.İbrahim'i babasıyla imtihan eden Allah, sizi öz babanızla imtihan edemez mi?
Hz. Lut'u eşiyle imtihan eden Allah'a, 'Beni niçin eşimle imtihan ediyorsun ki?' deme hakkına sahip olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?
Hz. Yusuf'u kardeşiyle imtihan eden Allah, belki sizi de
kardeşlerinizle imtihan ediyordur!
Tüm peygamberlerin hayatları sıkıntı (imtihan) dolu olduğuna göre, bizim hayatımızda da bazı sıkıntıların olması hayatın bir parçası değil mi?
Anne veya babasını kaybedince bunalıma giren bir insan Allah'a 'Benim annemi / babamı niye alıyorsun ki?' deme hakkına sahip olduğunu mu sanıyor?
'En büyük acı evlat acısıdır!' denir. Bu acıyı yaşayan anne babalar 'Allah kimseye yaşatmasın!' derler.
Alemlere rahmet olarak yaratılan Hz. Muhammed Mustafa'ya bile torpil yapmayan Yaratıcının, bize torpil yapmasını beklemeye hakkımızın olmadığını hiç düşündünüz mü? Beş defa evlat acısıyla imtihan edilmiş bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu bilmek zorundayız.

'Kardeşim onlar Peygamber, biz insanız' diye kimse itiraz etmesin.
Peygamberler de bizler gibi üzülen, ağlayan, Allah'a sığınan
insanlardı. Allah tarafından özel seçilmiş oldukları gerçeği 'insanı' acılara tepkisiz kalacakları anlamına gelmez. Bize düşen hayatı doğru anlamaktır. Unutmamalıyız ki, Peygamberlerine torpil yapmayan Allah, bize de torpil yapmaz.

* * * * * * * *

Stres ile iman arasında ki ilişki kafamın içinde uzun zamandır dolanıyordu. Bir okuyucum bana öyle bir söz gönderdi ki, o sözü okuyunca kafamın içinde dolanan cümleler köşe yazısına dönüştü. Bu yazıyı da o güzel sözle bitirmek istiyorum.
Çok sıkıldığınız zaman bu cümleyi hatırlayın. Hatta bana kalsa pano haline getirilip ev veya işyerinin duvarlarına asılması gereken bir söz.

Bir gün dünyaya ait büyük bir derdin olursa Rabbine dönüp, 'Benim büyük bir derdim var!' deme, derdine dönüp 'benim büyük bir Rabbim var!' de.

Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

15/4/2008 · Kategori: Guncel Yasam

MAHALLE BASKISI , AMA KİME?

               İslam'dan bihaber yaşayan ama lafa geldi mi senden benden daha müslüman kesilen, ama alttan alta da "irtica" kılıfı altında İslam düşmanlığı yapanların son zamanlarda dillerinden düşürmedikleri bir kavram bu "Mahalle Baskısı" kavramı...

 

               Doğru! Bir mahalle baskısı var ama kimden kime acaba? Basının yönünü iyi tesbit etmek lazım... Birileri kalkıp "dindarlar bize baskı yapıyorlar" diyorlarsa durup bu noktada düşünmek gerek. Baskı yapanlar dindarlarsa demek baskıya uğrayanlar dindar olmayanlar, dinsizler; ama kendilerine sorsanız en iyi dindarlar onlar. Bu ne yaman çelişki anlıyamadım, gitti...

 

               Peki dindarlar, dindar olmayanlara (!) ne gibi baskı yapıyorlarmış? Başı açık kadınların saçına başına kezzp mı atıyorlarmış, elle, dille taciz mi ediyorlarmış, yoksa yanlarında taşıdıkları kara çarşafları zorla bu medeni hanımlara mı giydiriyorlarmış? İlle de çarşafa gireceksiniz, girmzeseniz Cehennem ateşinde cayır cayır yanacaksınız diye tebliğ (!) mi yapıyorlarmış? Ya da modern bayanların dini kamusal alanlara (!) girişine mi engel oluyorlarmış, bu modern bayanlar diledikleri zaman camilere girip çıkamıyorlamı imiş? Misalleri uzatmak kolay... Ama bu ülkede burada saydığım traji-komik olaylar yaşanmıyor çok şükür... Yaşanan bir kaç olay da provakatif amaçlı bireysel hareketler...

 

              Barış ve  esenlik dini olan islama teslim olup mümin ve müslüman adını almış kişilerden bu tür hareketler beklemek mümkün değil? Bu tür aşırılıklar zaten onların inançları gereği çirkin ve yasak olan şeyler...

 

              Madalyonun bir de öteki yüzüne bakalım... Bizim üzerimizde dinadarların mahalle baskısı var diyen sözümona ilerici ve modern birileri acaba çok mu masumlar? 

 

               Allah aşkına söyleyin, bu ülkede 5-6 yaşındaki çocuklar bale, dans kursuna serbestçe giderken, 15 yaşından önce Kur'an kursuna gidemezken; bir taraftan "Haydi kızlar okula" kampanyaları düzenlenip öğrenim hakkı babalarınca engellenen kız çocukları okullara kazandırılırken diğer yandan okuyup üniversite kapısına gelmiş genç kızlarımız, sırf başlarındaki başörtüleri yüzünden üniversite kapılarından geri çevrilip öğrenim hakları gaspedilirken; İstiklal marşı şairimiz hakkında ve hatta milli marşımız hakkında ileri geri atılıp tutulurken ve onun yerine milli marş iptal edilip 10.Yıl Marşı ikame edilmek istenirken; her gün malum medyada islam aleyhine yayınlar yapılırken; .... laik kesimin üzerinde bir mahalle baskısı olduğunu söylemek kimin haddine? Asıl mahalle baskısı laik elit tabakanın beğenmediği, adeta 2. hatta sonuncu sınıf vatandaş olarak gördüğü, bu ülkenin zencileri olan müslümanlar üzerinde değilse nerdedir peki?

 

                İki kişi kavga ediyor, biri diğerini evire çevire pataklıyor ve bir yandan da avazı çıktığı kadar "İmdaat, adam dövüyorlar, kurtarın beni" diye bağırıyor. Dayak yiyen zavallının ise mecali kalmamış ki sesi çıksın ve yardım istesin. "Yavuz hırsız, ev sahibini bastırır" derler ya, ülkemizdeki durum da aynen böyle..

 

                Ülkenin en fazla % 20'sini oluşturan ama kaymağını yiyen-belkide gelirin % 80'i- mutlu elit azınlık, % 80 lik kesimi oluşturan ama % 20' lik gelire mahkum edilmiş sonuncu sınıf zenci (!) lerle bir arada yaşamak istemiyor; onlara düşen pasta dilimine de almak istiyor; bir yandan da feryad ediyor, bu zenciler benim pastama göz dikti diye...

 

                 II.Mahmud döneminde başlayan batılılaşma hareketleri sonucu oluşmaya başlyan bu elit tabaka, Cumhuriyet sonrası Türkiye'sinde CHP iktidarları ile iyice palazlanan ve iktidara yapışıp kalan bu asalaklar güruhu, kanını emdikleri bu halkın sırtından elbette ki inmek istemeyeceklerdir.

Her ne kadar, tek partili CHP iktidarları kapanıp Demokrat Parti ile çok partili iktidarlar dönemi başlamış olsa ve CHP ve benzeri sol partiler bir daha tek başına iktidara gelememiş olsa ve ülke çoğunlukla sağ parti iktidarları tarafından yönetiliyor gözükse de aslında iktidarda olan hep CHP zihniyeti idi... İktidar olmak başka şey, muktedir olmak başka şey...

 

                  85 yıldır devletin en temel kadrolarında CHP zihniyetli kişiler hakimdir,  bu kişiler kendi görüşleri dışında ve halkın oyları ile demokrasi yolu ile gelmiş olan iktidarlara şans tanımazlar, onları yerlerinden etmek için ellerinden geleni ardlarına koymazlar...İşte 1960-1971-1980 ihtilalleri, 28 Şubat'lar, Andıçlar ve yaşanan son gelişmeler...

 

                 Şu an ülkemizde CHP zihniyetinin bağlıları olan elit azınlık ile, halk çoğunluğunu temzil eden ve demokrasi yolu ile gelmiş bir halk iktidarı arasında cereyan eden, mevzi kapma savaşı mevcut... Yıllardır sömürülen, sırtından asalakları atamayan halk, artık silkinip bu asalaklarından kurtulmak istiyor; tabii bu asalaklar da boş durmuyor, mevkilerini, bineklerini kaybetmek istemiyorlar... Açılan kapatma davaları ve büyük çaplı çeteleşmeler onların son çırpınışları...

 

                Halkın bir ferdi olarak dileğim, yıllardır kanımızı sömüren ve bizden beslenen ama bizi beğenmeyen bu asalaklardan bir an önce kurtulmak. Bu uğurda bir değil bin parti bile feda edilir. Sonuçta partiler amaç değil araçtır...Yeter ki biz kurtulalım fazlalıklarımızdan...

 

 

15/04/2008

Zeki ÖZBAY

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::