MUHASEBECİ'NİN DERDİ
Canım sıkkın bugün yine dostum, öyle deme, sıkılacak ne var diye?
Dur dinle hele, sana anlatayım, halim nedir,duyurayım.
Yarın ayın yirmi beşi, bizim günlerin en kötüsü,
Vergi dairesinde uzamış kuyruklar ve halen kesilmeyen tahakkuklar.
Vermeyince memurman, ne yapsın bizim eleman?
Bekle babam bekle, çıkacak tahakkuklar.
Bir de bunların ödemesi var tabii, ona da ayrı kuyruklar.
Hemşerim bu ne kuyruğu, tahakkuk mu ödeme mi?
Bu kuyruk ne zaman biter akşama mı, geceye mi?
Akşam olur zor atar bizim eleman kendini büroya.
Der ki el aman bir daha tövbe, son gün beyanname kestirmeye.
Fakat heyhat ne yapsa nafile, mükellefler alışmış bir kere,
Son gün son saatte fatura getirmeye, bir de para ödetmeye.
Sorarsan niye böyle? Der ki hık mık, falan filan, işte öyle,
Sıra gelince muhasebe ücretini ödemeye, ha o mu?
Onun acelesi yoktur, son günü mü, yok öyle bir şey.
Altı ay sonra gel öde üç beş kuruş, kapat ağzını muhasebecinin,
Nasılsa o idare eder seni ömür boyu, taşır sırtında mükellef fukarayı.
Tabii muhasebeci yemez içmez, para istemez, kullanmaz ki o parayı.
Hem onun çoluk çocuğu da melek gibidir aynen yemez içmez, yaşamaz.
Yaşayan sadece mükellefin ailesidir, onlardır yalnızca insan olan.
Hangi akıl kabul eder bu durumu, kim dayanır buna, söyle.
Ama maalesef acı gerçek bu, muhasebe milletinin hali pür melali bu.
Sana anlattığım sadece ayın yirmi beşi,
Bir de bunun var otuzu, yirmisi ve onbeşi,
Hep aynı telaş, aynı koşuşturma ve yorgunluk.
Yüzlerde hep o mutsuz, karamsar solgunluk
Fatura getir diye edilen onlarca telefon da işin cabası.
Yahu bizim kadar mükellef düşünmüyor kendini doğrusu.
Bu mükellef milleti bir acayip kardeşim, anlatamam sana.
Bir kuruşluk hata yapsam beş kuruşluk bağırır bana,
Ama yol göstersem kazandırsam yüzlerce lira,
Bir teşekkür hak getire, çıkarıp vermez bir lira sana.
Diyerek, al bu da senin hakkın, sen kazandırdın bunları, bana.
Derdim büyük dostum vesselam.
Şimdilik yeter bence, bunca lakırdı ve kelam.
23/05/2003
SMMM Zeki ÖZBAY
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!